Eski Tıp Tarihi Ve Büyükleri

Eylül 14, 2018 0 ile Sifa-i Ruh

TIP TARİHİ

Bu tıp milattan dört-beş asır öncelere dayanır. Batı’da tıp sahasında gerçekleştirilen yeni kesiflere yani 19. asrın başlarına kadar hakimiyetini devam ettirmiştir.

İnsanlığa iki bin yıldan fazla bir müddet boyunca hizmet eden bu tıb, aynı zamanda cihanşümul olmuş, dünyanın her tarafında ittiba ını korumuştur.

İslam dünyasının da resmi tıbbı olmuştur.

Bu tıbbı eski Yunan tabiplerinden Hipokrat ve Galinos temsil eder. Esas dayanağını da ahlât-ı erba’a nazariyesi teşkil eder. Bu nazariye feylesofların anâsır-ı erba’a (su, hava, ates, toprak), keyfiyyât-ı erba’a (hararet, bürûdet, yubûset ve rutubet) gibi başkaca felsefi akidelerinden de istifâde etmesini bilmistir.

1) Bugün Batı’da hâkim olan yeni tıbbın tekevvününde rol oynayan belli başlı keşifleri söyle hatırlatabiliriz:

1895’te Wilhelm Konrad Röntgen röntgen ısınını buldu .

1895 ‘te Henry Becquerel radyoaktiviteyi buldu .

1878’te Pastör mikrobu ve mikrop tabiri ilim diline girdi .Bilhassa bu, tıpta bir inkılap yapmıştır.

Vefatı 1793 olan Hollandalı A. Leevvenhock, 300 kere büyüten mikroskop yapmayı başardı .

1934’te Marton 300.000-500.000 kere büyüten elektron mikroskobunu yaptı . 1894 ‘te bugünkü anlayışa uygun Sezeryan ameliyatı yapıldı.

 

Simdi kuruculardan başlayarak belli başlı meselelerini kısaca tanıyalım.

HİPOKRAT:

Müslüman tabiplerce Bokrat diye anılan bu zat, bütün tababetin en büyük maruf üstadı bilinir. Böyle bir insanın yaşamadığı bile ileri sürülecek derecede hayali efsaneleşmiş ise de, İstanköy’de doğduğu M.Ö. 460-377 yılları arasında yaşadığı umumiyetle kabul edilmiştir. Eski Tıbbın babası kabul edilir.

Bu ilmi hiç yoktan ortaya koymuş değildir. Kendinden önceki dağınık bilgileri felsefî bir usûl çerçevesinde terkip etmiş olması kesindir, dolayısıyla bu ilmin kurucusu vasfına layık görülmüştür.

Elli beş parçadan müteşekkil bir mecmua ona isnat edilir.

Bunlar arasındaki farklılıklar bidayetten beri, hepsinin ona nispetinde şüphe uyandıracak kadar büyük ise de, arkadan gelen Galinos’tan bunalan terkip ederek bir sistem ortaya koymasına mâni olmamıştır.

Onun eserlerinde yer alan ahlât-ı erba’a nazariyesi bu tıbbın temel dayanağını teşkil eder.

Ahlât-ı Erbaa’nın ne olduğunu açıklamaya geçmeden önce şunu belirtmede fayda var: Araştırmacılar ahlatı-ı erba’a nazariyesini Hipokrat’ın keşfetmediğini, kendisinden önce yasamış olan Anaksagor’nn hastalıklar, ahlat-ı Erbaa’nın biri olan safra ‘ya hamlettiğini belirtirler. Dr. Galip Ata, Tıp Tarihi adlı kitabında, bizzat Hipokrat’ın, Tıbb-ı Atik adlı kitabının baş kısmında, kendinden evvelki tabiplerin keyfiyat-ı erbaa’a (hararet, bürudet, yübûset ve rutubet) nazariyesinde ifrat ettiklerini gösteren deliller serdederek okuyucusunu ahlât-ı erba’a nazariyesine çekmeye çalıştığını belirtir.

Demek oluyor ki, Hipokrat daha Önce feylesoflar arasında mevcut olan fikirleri belli bir terkibe kavuşturmuş olmaktadır.

Hipokrat, tedavide, tabiatın serbest hareket etmeye bırakılmasına dayanan basit bir muamele taraftarıydı.

SIHHAT, ona göre, ahlât-ı erba’a-i asliyenin yani kan ile balgam safra ile sevda’nın gerek keyfiyet, gerek nisbet itibariyle tam bir tevazün (uygunluk) halinde bulunmalanyla ortaya çıkıyordu.

Buna tevâzün-ı ahlat (hıltların uygunluğu) deniyordu. Bu tevazün bozulunca hastalık zuhur ediyordu.

Tevazünün bozulması ise, ahlat’tan birinin, kemiyet (miktar) itibariyle diğerlerine tekaddüm etmesinden, yahut evsafının (yani tatlılık, ekşilik, acılık gibi vasıflarının) tagayyüründen, vücud içerisinde bâzı noktalarda Birikmesinden, mevkiini tebdil etmesinden ileri gelebilirdi.

TEDAVi de, Hipokrata göre bozulmuş olan bu muvazenenin iadesi ile sağlanırdı.

 

GALiNOS:

Eski tıp deyince, Galinos’un da ağırlıklı bir yeri olduğunu belirtmek gerek. Galinos da eski Yunan tabiblerindendir, M.Ö. 201-210 yıllarında vefat etmistir. Galinos, hastalıkların tekevvünü (oluşması) hususundaki Hikpokratın ahlat nazariyesini, felsefede âlemin tekevvünü (oluşması) hususundaki nazariyelere istinad ettirerek bu nazariyeyi dahaGenişletmiş ve sistemleştirmiş idi.

O Yunan tababetinin en yüksek noktası kabul edilmiş, sonradan yapılan tenkitlerin ortaya koyacağı üzere bazı müellifler ölçüsüz bir mübalağa ile (büyük tabiplerin sonuncusu) diye tavsif etmiştir. Dr. Galip Ata onun eski tıptaki yerini ve anlayışını söyle özetler: “Galinos, îlel-i Pâiye (Causes Finales mezhebinin kat’î taraftarı idi. Ve kendisinin söylediği üzere, tabiatın gayesiz hiç bir iş görmeyeceğine kanaat getirmiş olduğundan insandaki uzuvlar ile onların vazifeleri arasında da mutabakat bulunduğunu ve azayı anlamakla vazifelerini debilmenin kabil olacağını ispat için çok vakit kaybetmiş ve çok zahmet sarf etmişti.

Teşrih eylediği hayvanatta tesadüf eylediği uzuvları insana da teşmil Ettiğinden, o mezhep ve kanaatin tatbikatında müteaddit vahim hatalara düşmüştür.

Halefleri, Galinos’un sözlerine gözleri kapalı inanmışlardı. Üstadın fikirleride yanlış olduğu için Galinos’tan sonra fizyoloji pek uzun asırlarda yerinde saymıştır.

Bundaki mesuliyetin kısm-ı azamı Galinos’a aittir. Hayvanlar zincirinde farklı tipler olduğunu anlayamamıştı.”

Tıbbı Nebevi Kitabı-Prof.Dr.İbrahim Canan